"Sağlıklı Yaşamda Beslenmenin Rolü" konulu konferans yurdumuzda gerçekleştirildi.Ayrıntılar....

HİTİT ÜNİVERSİTESİ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ÖĞRETİM ÜYESİ YRD.DOÇ.DR.NEDİM ALBAYRAK TARAFINDAN  “SAĞLIKLI YAŞAMDA BESLENMENİN ROLÜ” KONULU KONFERANS İLE ÇORUM BELEDİYESİ TÜRK HALK MÜZİĞİ KONSERİ YURDUMUZDA GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

 

6 Aralık 2013 Cuma günü, Hitit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr.Nedim Albayrak’ın konuşmacı olarak katıldığı “ Sağlıklı Yaşamda Beslenmenin Rolü ”  konulu konferans ile Kazım Mercan yönetiminde Çorum Belediyesi Türk Halk Müziği korosu konseri, yurt konferans salonunda öğrencilerin yoğun katılımlarıyla gerçekleştirildi.

İstiklal marşının okunmasıyla birlikte açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Yurt Müdürümüz İsmail Tuncel konuşmasında: “Bir İlahiyat Fakültesi Hocası olarak kendi alanımla ilgili olarak belirtmek isterim ki: bugün sağlıklı bir yaşam için modern tıbbın bize sunduğu bilimsel gerçeklerin, dinimizin biz insanlara tavsiye ettiği doğrularla ne kadar örtüştüğünü görmek apaçık ortaya çıkmaktadır.” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Allah-ü Teâlâ yeryüzündeki her şeyi hatta dünyanın kendisini insanlar için yarattığını ve dünyayı onlara emanet ettiğini beyan ediyor. Hz. Peygamber ise Kur’an-ı Kerim’in bu ilkelerini hayatına uygulamıştır ve ashabına da öğütlemiştir. Efendimiz, besmelesiz ve ayakta hiçbir şey yiyip içmez, acıkmadan yemez, midesini bizler gibi tıka basa doldurmazdı. Hz. Peygamber’in; “Âdemoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Âdemoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak ille de -mideyi dolduracaksa- bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine” şeklindeki Hadis-i şerifi her şeyi özetlemeye yeter. Bunlar aynı zamanda bugünkü modern tıbbın bilimsel araştırmalarla “sağlıklı bir yaşam” için ortaya koyduğu doğrulardır.Çok yememek her zaman kesinlikle mümkündür. Unutulmaması gereken önemli noktalardan biri, her açlık hissinin açlık olmadığıdır. Mesela şimdi oruçluyuz ve öğle saatinde acıktığımızı hissederiz. Bu açlık hissi bir saat sonra kendiliğinden kaybolur.Sağlıklı yaşamanın özeti "az ve öz yemektir." Az; çünkü: Çok yemek sağlıklı değil, hastalıklı ve kötü bir hayata yol açar. Öz; çünkü:  Nitelik yerine,  niceliğe önem verilmesi yani seçmeden, önüne geleni tüketmek, elem verici sağlıksız bir hayata yol açar.”  diyerek sözlerini tamamladı.

Slayt sunumu eşliğinde konferansını vermek üzere kürsüye gelen Hitit Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr.Nedim Albayrak ise konuşmasında: “1939 yılında Dr. Weston A. Price’in kaleme aldığı “Beslenme ve Sağlık Bozulması - Modern gıda ve geleneksel gıdanın karşılaştırılması” adlı kitaplarında, Gıda ve beslenmenin insan sağlığına etkisinin olup olmadığı bilimsel bir şekilde açıklanmıştır. Burada Dr. Weston A. Price, Eskimolardan Afrikalılara, Sibiryalılardan Kızılderililere kadar, onlarla uzun süre birlikte kalarak onların sağlıklarını incelemiş ve geleneksel gıdaları ile beslenen insanlarda dişlerin sapasağlam, eklem ve kasların güçlü, sağlıklarının mükemmel olduğunu ancak un ve şeker içeren modern gıdalarla beslendikleri şehirde dişlerini hızla kaybettiklerini ve sağlıkların oldukça zayıf olduğunu gözlemlemiştir.Ancak 100 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen, hala Weston A Price’ın söylediği noktada olmamız, modern toplum ve bilim adına utanç vericidir. Grup olarak, medeniyet hastalıkları veya modern zaman hastalıkları olarak adlandırılan, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kanser ve karaciğer yağlanması türü kronik hastalıklar, endüstriyel gıda tüketimiyle doğru orantılı bir şekilde her toplumda, her geçen yıl artmaya devam etmiştir. 21. yy başlarını yaşadığımız günümüzde ise artık toplumların yaşam beklentileri düşmeğe başlamıştır. Türkiye’deki durumu görmek için son 10 yıldaki değişmelere bakmak yeterli olacaktır. Sağlık Bakanlığının verilerine göre: Türkiye’de her 3 kişiden biri obezdir. Obezitede Amerika Birleşik Devletleri'ni yakaladık. Kansere bağlı ölümler, son on yılda %80 artarak 2012 yılında %21’e ulaşmıştır. Yine, son on yılda diyabet %90 oranında artarak %13,7’ye ulaşmıştır. Bu hastalıkların tedavi giderleri, ortalama %10 oranında artarak 2012 yılında 76,5 milyar TL’ye yaklaşması kesinlikle bir sağlık krizi alarmıdır.

Bu hastalıklara dikkat çeken doktorlar, sıklıkla modern tarımı ve en çok da modern gıda sanayini sorumlu tutmuşlardır. Gıda mühendislerini yetiştiren akademisyenler ise kah gıda üretimini ve katkı maddelerini, bir anlamda mesleklerini, aslında “iş”lerini savunmuşlar. Ama bir bakıma da neyi savunduklarının farkında olup olmadıkları şüphelidir. Zira gıda Mühendisliği programında kısıtlı bir beslenme eğitimi ile yetinilir.Gıda enfeksiyonlarına yol açan bir takım mikroorganizmalar hariç, genel insan sağlığı gıda mühendisi ve akademisyeni ilgi alanlarının dışında kalmaktadır. Aslında konu herhangi bir teknik elemanın meslek yeterliliğinden ziyade, gıda ürünleri üretiminin bir sanayi kolu kabul edilmesi ve bir şirket olarak ekonomik faaliyet yürütmesi ile ilişkilendirilmelidir. Bu anlamda, gıda sanayi halkın sağlıklı olmasından sorumlu değildir. Gıda sanayisi de her sanayi kuruluşu gibi ürünlerini pazarlara sunarak satmaya ve karlılığını arttırmaya çalışmaktadır. Üretilen ürünün insan tüketimine sunulması ve tüketicinin ürünü ihtiyacından fazla tüketerek, sağlığının bozulmasına neden olması, tüketicinin kendi sorumluluğudur.Gıda sanayi kar hedeflemesi doğrultusunda, ürünlerini en ucuz maliyetle üretmesi yaşamsaldır. Gıda ürünlerinin, şeker, margarin ve beyaz un gibi ana bileşenlerden oluşmaları, gıdayı uzun süre dayandırma, bozulmasını önleme gibi amaçlardan dolayıdır.

Burada tüketicilerin kavraması gereken nokta, gıda sanayisine, tabiatın ürünü olan mısır veya buğday gibi gıdaları işleyerek onları özgürce bileşenlerine ayırmak, sonra bu bileşenleri istediği şekilde bir araya getirme ve bambaşka ürünler tasarlayabilme özgürlüğü ve hakkı tanınmıştır. Geleneksel toplumda bu özgürlük, yiyecek hazırlayan annenin kültürü ve teknik yetenekleri ile sınırlanmıştı ve bu nedenle kuşaktan kuşağa aktarılıyor, pek sık değişmiyordu. Oldukça yavaş adapte olan insan metabolizması uzun yıllar devam eden doğal seleksiyon sürecinin (hasta olanların elimine olması) sonunda (hasta olmayıp sağlıklı kalabilenlerce) bir gıda kültürü oluşturdu. Bu açıdan bakıldığında gıda kültürü bir toplumun anadili kadar kutsaldır ve değişmeye duyarlıdır. Birlikte başkalaşıp değişmeyi, birlikte başarmayı temsil eden gıda kültürünün insan ve gıda ikilisi bir bütünün iki parçası gibidir ve beraberce analiz edilmelidir. Bu ikiliden birinde gerçekleşecek bir farklılaşma kapsamlı bir bilimden yoksun yapılıyorsa büyük bir risk alınıyor demektir.

Medeniyet hastalıklarının azaltılması bağlamında, insan gıda kültürüne en önemli müdahale geleneksel gıdalarımızdan olan tereyağı veya hayvan yağının gerek içerdikleri kolesterol miktarı gerekse doymuş yağ miktarı nedeniyle insan sağlığına zararlı olabilecekleri düşüncesi çerçevesinde gerçekleşmiştir. Bu müdahale başından itibaren, geleneksel gıda bileşeninin nasıl olup ta modern zaman hastalıklarına yol açması gibi bir çelişkiyi de barındırmaktadır. 1950’li yıllardan itibaren, kötülenen bu yağlar yerine bize sıvı ayçiçeği yağı ve sıvı mısır özü yağı gibi yağları veya bunların kimyasal katılaştırılması (hidrojenasyon) ile elde edilen margarinleri tüketmemiz önerilmiştir. İnsanlar konu sağlıklarını emanet ettikleri doktorun direktifleri olunca karşı koyamamışlar, ister istemez geleneklerini değiştirmişlerdir. Ancak tüm bu süre içerisinde medeniyet hastalıkları azalmayı bir tarafa bırakın çok daha hızlı bir şekilde artmaya devam etmişlerdir. Kimyasal yöntemle katılaştırılmış yağların bileşiminde %5-50 gibi değişen oranlarda bulunabilen doğal olmayan trans yağ asitlerinin insan sağlığını aşırı olumsuz etkiledikleri, medeniyet hastalıklarının oluşmasını 2-4 kat arttırabildikleri pek çok bilimsel araştırmada ortaya konmuştur. Bu ortaya dökülen bilgilerin medya yoluyla tüketiciye duyurulmasını takiben oluşan tüketici tepkisini yatıştırmak için pansuman niteliğinde önlemler alınmıştır. Tüm dünyayla beraber ülkemizde 2000’li yılların ortalarında, gıda ürünlerinin içerdikleri trans yağ oranlarının etikette bildirimi şart koşulmuştur. Tüketicilere “artık yok, yasaklandı” gibi bir izlemin oluşturulmuş ancak etiketi olmayan pastane, unlu mamuller, lokanta vb. gıda ürünlerinin içerikleri hakkında tüketicinin herhangi bir bilgisi yoktur. Bu yaklaşım devletlerin kontrollerindeki sağlık kurumlarının vatandaşlarının sağlıklarını ilgilendiren bir konuda ne tür davranış sergilediğini göstermesi bakımından not edilmesi gereken bir göstergedir. Bir başka not edilmesi gereken gösterge, insanların tüm gıda ürünlerinin gıda güvenliğini emanet ettikleri gıda güvenlik sisteminin ne kadar büyük delikleri olan bir elek olduğu gerçeğidir. Sözde hamsileri bile yakalayabileceği iddia edilen bu ağlar, trans yağlar gibi büyük köpek balıklarını bile geçirebilmişlerdir.

Sonuç olarak; Bu süreçte kârlarına kâr katan gıda şirketlerinin sorumluluğu nedir? Bu süreci seyreden devletin sorumluluğu nedir? Bu süreci bizzat özne olarak üzerinde denemeler yapılmasına izin veren tüketicinin sorumluluğu nedir? diye çok ciddi düşünmeliyiz. Bu iş böyle devam ettiği müddetçe, sağlık sistemi iflas edecek, vatandaş her gün daha sık hasta yaşamak durumunda kalacak, ve bir gün gıda şirketleri ürünlerini satıp kar edecek kadar yeterli vatandaş bulamayacaklardır. Milli iradenin gerçek sahipleri bunları bilmelidirler.” diyerek konferansını bitirdi.

 

                Konferansın bitiminde sahne alan Kazım Mercan yönetiminde Çorum Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu, seslendirdiği birbirinden güzel şarkı ve türküleriyle öğrencilere unutulmaz bir türkü gecesi yaşattılar.

                Programa katkılarından dolayı Yurt Müdürümüz İsmail Tuncel ; Yrd.Doç.Dr.Nedim Albayrak’a plaket ve Türk Halk Müziği Koro Başkanı Kazım Mercan’a çiçek takdim ederek tüm koro üyelerine teşekkürlerini iletti.