"Mevlana ve Şeb-i Arus" konulu konferans yurdumuzda gerçekleştirildi.Ayrıntılar....

HİTİT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ ÖĞR. ÜYESİ DOÇ.DR.A.CAHİT HAKSEVER TARAFINDAN "MEVLANA VE ŞEB- ARUS" KONULU KONFERANS İLE TÜRK TASAVVUF MUSİKİSİ KONDERİ YURDUMUZDA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

27 Aralık 2013 Cuma günü , Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.A.Cahid Haksever tarafından “Mevlana ve Şeb-i Arus” konulu konferans ile Fikrettin Çıplak ve Nihat Arslan yönetiminde, Saz ve Söz Üstadı Halil Özçelebi’nin de katılımlarıyla Türk Tasavvuf Musikisi Konseri yurt konferans salonunda , öğrencilerimizin yoğun katılımıyla gerçekleşti.

İstiklal Marşının okunması ve kısa bir Sema Töreni slayt filminin izlenmesiyle birlikte , programın açış konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Yurt Müdürümüz İsmail Tuncel: “Hz.Mevlana’nın dünya aleminden ahiret alemine göç edeli sekiz asır geçmesine rağmen, sözleri geçerliliğini bugün söylenmiş gibi önemini koruyarak günümüz insanlığına ışık saçmaya devam etmektedir.” diyerek konuşmasını şöyle sürdürdü. “Horasan’ın BELH şehrinde 1207 tarihinde Bahaddin Veled ile Mümine Hatun’dan nur topu gibi bir evlat dünyaya geldi.Adı Mevlana Celaleddini Rumi.Seyyid Burhanettin Tirmizi , Şemsi Tebrizi gibi üstadlardan feyiz aldı ve büyüdü.En güzel delili ise hamdım-piştim-yandım sözleri bu durumu en güzel bir şekilde dile getirmektedir.Felsefesi: Aşk, muhabbet ve yetmiş iki millete birlik ve beraberlik çağrısıdır.”Gel, gel.Her ne olursan ol yine gel.  Kafir de olsan, putperestte olsan , Mecusi de olsan yine de gel.Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir.Yüz defa tevbeni bozsan da gene gel.” sözleri bu durumu en güzel bir şekilde ifade etmektedir. Dünya aleminden ahiret alemine göç edeli sekiz asır geçmesine rağmen, sözleri geçerliliğini bugün söylenmiş gibi korumaktadır.Bugün Mevlana, dünyaya mâl olmuş büyük bir gönül insandır.Biz bununla gurur duyuyoruz.Bize düşen Mevlana’nın evrensel mesajlarını iyi anlamak ve bugüne taşımaktır.Konuşmamı Mevlana’nın şu sözleriyle bitirmek istiyorum. “Canım tenimde oldukça, ben Kur’anın kölesiyim.Hz.Muhammed’in (s.a.v) yolunun toprağıyım.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Konferansını vermek üzere kürsüye gelen Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.A.Cahid Haksever konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şeb-i Arus, kelime olarak “düğün gecesi” anlamına gelmekte olup Mevlânâ’nın ölüm gününde yapılan merasim için kullanılan bir tabirdir. İkindi vaktinden sonra Kur’an ile başlayan âyin, bir cehri zikir şekli olan sema il devam eder. Mevlâna 672/1273′de Pazar günü akşamüstü dâr-ı bekâya göç etmiştir. Mevlânâ ölümünü düğün gecesi “Şeb-i Arûs” “Sevgiliye kavuşma” diye nitelendirmiştir.Peki neden 17 Aralık, hüznü değil de sevinci çağrıştıran bir isimle anılmaktadır? Mevlana, bu sorunun cevabını, 14 yılda tamamladığı Mesnevi’nin beyitlerinde gizlemiş ve altı ciltlik Mesnevi’nin özeti mahiyetindeki kendi eliyle yazdığı ilk 18 beyte “Ney-name” adını vermiştir. Mevlana, neyin inlemesinde gizlediği metaforlarda ne kastetmiş, bu beyitlere hangi manaları sığdırmıştır? Bu konuya geçmeden evvel ney ile insan arasındaki ortak yönlere temas etmek istiyorum. Sazlık içindeki kamışlar arasından çıkarılan ney, usta bir el tarafından usûlüne uygun şekilde kesilir. İçi boşaltılıp, kurutulur. Ölçüsüne göre genelde dokuz boğumdur, nadiren yedi boğum olanları da vardır. İki uçundan kesilir. Başına başpare, sonuna parazvâne denilen demir boğumlar yerleştirilir. Neyin boğazı ayıklanıp kızgın demirle yedi delik açılır. İnsan da genelde dokuz aylık dünyaya gelir, nadiren yedi aylık doğanlar da vardır. İnsanın başında yedi delik vardır. Gözler, kulaklar, burun delikleri ve ağız. Her biri çift iken ağız bir tanedir. İki dinleyip bir söylemeye işarettir. Neyde başparmağa gelen yerde delik de tektir ve insanın ağzı misali nadiren açılır. Buraya kadarki kısım, insan ile ney arasındaki zahiri benzerliklerdir. Batınî benzerliklerine gelince… Ney ile insan-ı kâmil kastedilmektedir. Yüce nefes sahibinin aşk nefesleriyle her üflemesinde çıkan ses, neyin geldiği neyistana dair özleminin iniltisidir. Neyin feryat ve inleyişi, içindeki sonsuz İlâhî sırları söylemektedir.İnsan-ı kâmil de sazlıktan ayrılmış bir kamış gibi içerisini dünyaya ait geçici bağlantılar, ilgiler ve nefsanî arzularından boşaltıp tahliye eder. İçi boşaltılmamış, dolu bir kamış, üflenen nefesin iniltilerini aksettiremeyeceği gibi; içerisi nefsin bin bir türlü arzularıyla, dünya ilintileriyle dopdolu insan da ilahî kutsal nefesi yansıtamayacaktır. Zaten kelime anlamı olarak baktığımızda ney, Farsça’da: yokluk anlamına gelmektedir. İnsanoğlu yokluğa ermedikçe Allah’ın sıfatlarını yansıtan halife vasfına tam manasıyla erememektedir.” dedi.Mevlana’nın  insanların hayatına yön veren altın değerindeki şu yedi öğüdüyle konferansını tamamladı. “Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol, Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol, Hoşgörülülükte deniz gibi ol, Ya olduğun gibi ol, ya göründüğün gibi ol.”

 

Konferansın ardından Fikrettin Çıplak ve Udi Nihat Arslan yönetiminde sahne alan Sazlar ve Solistler, Udi Nihat Arslan, Kanunda Halil Özçelebi, Tamburda Nuri Sezikli, Neyzen Mustafa Ozulu, Ritim Saz Tanzer Elbir ve Solist Mustafa Ayaz gecede unutulmaz bir tasavvuf musikisi ziyafeti sunarak söyledikleri naat, kaside ve ilahilerle dinleyen tüm gönüllere huzur, sürur ve mutluluk kattılar.

 

Programa katkılarından dolayı, Yurt Müdürümüz İsmail Tuncel tarafından Hitit Ünv.İlahiyat Fak.Öğretim Üyesi Doç.Dr.A.Cahid Haksever’e plaket ve ilimizin değerli saz ve söz üstadları musikişinas koro üyelerine ise çiçek takdim edilen program, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.